![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
“Ayrıca Üsküdar'da bir "Attâr Dükkânı" vardı. Ufak; onsekiz metrekarelik bir attâr dükkânı; ama buna attâr dükkânı demekten ziyâde burasına bir "Tasavvuf Akademisi" demek daha doğru olurdu. Rahmetli, kendisi imam olan Sâim Efendi amca attâr dükkânının sâhibi idi ve babamın da dostu idi. Hattâ babam gençliğinde bir müddet orada tezgâhtarlık bile yapmış.
Ben dahi gençliğimde bu dükkânda bir müddet tezgâhtarlık yaptım. Fakat beni en çok heyecanlandıran, özellikle Cumartesi günleri öğleden sonra o ufacık dükkânın içine sekiz-on tâne âlim, fâzıl, kâmil, meşâyihten ve hattâ gizli evliyâlardan oldukları söylenen bâzı zâtların gelmesi ve bunların tasavvuf sohbetleriydi. Onları hep kirpiklerime dizer, büyük bir dikkatle izlerdim. Babam beni bu toplantılara her cumartesi günü götürürdü. Babamın Tasavvuf tarafı yoktu. Merak ederdi, ama o dâima şerîat'ta kalmayı yeğledi. Ve orası benim tasavvufa ve İlm-i Ledün'e karşı merâkımın uyanmasına sebep olan harikulâde bir akademi oldu. Sonra Allah rahmet eylesin, makamı Cennet olsun, Sâim Efendi amcanın yâni attâr dükkânının sâhibinin oğlu büyük sanatkâr, ebrû üstâdı Mustafa Düzgünman, onbir yaşımdan itibaren orada benim duymuş olduğum tasavvuf sohbetlerini daha da tahrik eder bir duruma girdi. Ve ben onbir yaşımdan itibaren, büyük bir mistik heyecan içinde, hep aradım.”
(Kamil Mürşidin Portresi, Ahmet Yüksel Özemre, Sh.12)
Attar dükkanından kimler gelip geçmedi ki...
Ahmed Yüksel Özemre anlatıyor:
“Üsküdar dinî ve irfânî sohbetler bakımından zengin bir geçmişe ve yerleşmiş bir geleneğe sâhib olan bir beldedir. Bu sohbetler yalnızca dergâhlarda değil, fakat: evlerde, konaklarda ve bâzı kahvehânelerde de yapılırdı. Benim çocukluğumda ve gençliğimde:
1) Özbekler Tekkesi,
2) Mevlevî Dedesi rahmetli Ahmed Remzî Akyürek Efendi'nin müdürlüğü sırasında Hacı Selim Ağa Kütüphânesi ve
3) Sâim ve Bekir Düzgünman kardeşlere ait, Hâkimiyeti Millîye Caddesi'nde 104 numaradaki "Attâr Dükkânı"5 irfân ve mârifet sâhibi zevâtın sohbet için buluştukları en güzîde yerlerdi. Ama artık ne Hacı Selim Ağa Kütüphânesi'nde sohbete mihrâk ve mihver olacak bir Remzî Dede var, ne de 1991 yılında kapılarını kapatmış olan "Aktar Hocalar" nâmıyla mârûf "Attâr Dükkânı".
Bu "Attâr Dükkânı" zamanın bâzı meşhûr san'atkârlarının, âriflerinin, sırlı sôfîlerinin ve meşâyihinin sohbet ve muhabbet etmek üzere sürekli uğradıkları, âdetâ Akademi mesâbesinde, bir mekândı.
Bilhassa cumartesi günleri öğleden sonra bu birkaç metrekarelik yere 7-8 kişinin toplanıp sohbet ettiği olurdu. Bu muhterem zevât arasında Rifaî şeyhi Sarı Hüsnü Efendi'yi, Sandıkçı Rifaî Dergâhı'nın son şeyhi Haydar Efendi'yi, Kurban Nasûh Rifaî Dergâhı'nın son şeyhi Seyyid Hayrullah Tâcüddin Yalım Efendi'yi (1883-1954), Bandırmalızâde Dergâhı'nın Celvetî-Bektâşî şeyhi Seyyid Yusuf Fâhir Ataer Baba'yı (1891-1967), son derece sırlı bir zât olan Hamzavî-Melâmî meşrebli Hâfız Eşref Ede Efendi'yi (1876-1954), Özbekler Tekkesi'nin son şeyhi Necmeddin Özbekkangay Efendi'yi (1903-1971), Nasûhî Şa'bânî Dergâhı'nın son şeyhi Kirâmeddin Efendi'ye bağlı olan Üsküdar İskele Câmii baş imâmı Hâfız Nâfiz Uncu Efendi'yi (1887-1958), Hezârfen Necmeddin Okyay Hoca Efendi (1883-1976) ile kendisi gibi kadîm tarz cildde ve ebrûda güzel eserler vermiş olan oğlu Prof. Sâcid Okyay'ı (1915-1999), Osmanlı hânedânının son müezzinbaşısı ve Dümbüllü İsmail Efendi'nin (1897-1973) amcası olan Hâfız Muhiddin Tanık Efendi'yi (1878-1952), Öz Söz başlıklı ârifâne bir risâlenin müellifi Fehim Tandaç'ı ve Muhammed Nûrü'l-Arabî'ye mensûb kaymakam emeklisi Melâmî Abdullah Bey'i ve ressam Üsküdar'lı Hoca Ali Rıza Bey'i (1858-1930) de zikretmek gerekir.
Daha sonraları ise, neyzen Niyâzi Sayın (doğ. 1927) ilk mûsıki meşkini gene bu dükkânda Sâim Efendi Amca'nın küçük oğlu ebrûzen ve kadîm tarz cild üstâdı Mustafa Düzgünman'dan almış; ebrûculuğa da gene onun teşvîki ve eğitimiyle başlamıştır. Niyâzi Sayın neydeki perdeleri fevkalâde titizlikle kullanmak, nefesine kudretle hâkim olmak ve kendine has eşsiz bir üfleyiş üslûbuna sâhib olmak sûretiyle tecellî eden ustalığını, bunu sabırla ve kanaviçe işler gibi geliştirmiş olan hocası ressam ve neyzen merhûm Halil Dikmen'e (1906-1964) borçludur.
Bu arada, bu Attâr Dükkânı'nın müdâvimleri arasında, Halvetiyye'nin Sinânîye kolundan üveysî-melâmî meşrebli bir zât olan bankacı Şevket Turgut Çulpan'ı (1914-1990), Fâtih Türbedârı Ahmed Âmiş Efendi'nin (1807-1920) halîfesi Ahmed Tâhir Efendi'nin mürîdlerinden ve Ayaş'lı Arabacı İsmâil Ağa diye bilinen tasarruf ehli ârif bir zâtın oğlu olan Albay Müh. Vehbi Güloğlu'yu (1922-1998), Abdülbâkıy Gölpınarlı'yı (1900-1982) ve Hâfız Âmâ Tevfik'i de unutmamak gerekir. Âmâ Tevfik iri yapılı, gür ve pürüzsüz sesli, mûsıkîye âşinâ, hadîs bilen bir zât idi. Yeni Câmi'nin minâresinden sabah ezânını sabâ makāmından okuduğu zaman üsküdarlılar yataklarından doğrulur, bu gür sesi huşû içinde dinlerdi.
Daha yakın zamanlarda da, Necmeddin Okyay Hoca Efendi'nin son ve kıymetli tılmîzlerinden Prof. Dr. Ali Alpaslan (doğ. 1925) ile Prof. Uğur Derman (doğ. 1935) da, Prof. Dr. Güngör Şatıroğlu (doğ. 1936) da, gazeteci-yazar-mûsıkîşinas Nezih Uzel de bu dükkânın gönül ehli müdâvimlerinden olmuşlardır. Bu dükkânın en sürekli müdâvimleri en azından 54 yıllık (belki de daha fazla) bir sadâkatle rahmetli babam Hâfız Mehmed Nûrullāh bey (1896-1973) ve 53 yıllık bir sadâkat ile de fakîr olmuşuzdur.
Üsküdar'daki bu Attâr Dükkânı nice sohbetlerin, nice dostlukların, nice himmetlerin, nice hayırların, nice tefekküre şâyân ibretlerin, nice füyûzatın, nice mânevî tohumların ve irşâdların sebebi ve mihveri olmuştu. Neyzen Niyâzi Sayın, bir gün bana, bu dükkânın rahmânî füyûzâtının sebep olduğu maddî ve mânevî müktesebâtını hamd-ü şükrânla ve cezbeyle yâd ederken: "Yüksel'ciğim; biz bu dükkândan geçmemiş olsaydık şimdi yedi dükkân süprüntüsünden beter olurduk" demiştir ki bu söz, elhak, fakîr için de doğrudur!"
http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&task=view&id=150&Itemid=57
- 12 -
| <Anasayfa ::: | ::: Sonraki Sayfa >> |


