IV-SONER YALÇIN, MUSTAFA DÜZGÜNMAN'I AZİZ MAHMUD HÜDAYİ DERGAHININ SON POSTNİŞİNİ OLARAK TAKDİM EDERKEN, O; DERGAHIN SADECE TÜRBEDARI VE BAŞKA BİR TARİKAT OLAN HAMZAVİ MELAMİLİĞİN SON DÖNEMDEKİ EN ÖNEMLİ İSİMLERİNDEN BİRİDİR.
IV- S.Yalçın’ın Aziz Mahmud Hüdayi Dergahı’nın 1953-1979 yılları arasında türbedarlığını yapan Mustafa Düzgünman’ı, Aziz Mahmud Hüdayi Dergahı’nın son postnişini/şeyhi sanması ve onun dini musiki dersi aldığı hocalarının sabetayist olduğundan şüphelenerek Düzgünman’dan da şüphelenmesi:
- M.Esat Düzgünman Aziz Mahmud Hüdayi Dergahı’nın son postnişiniydi. Düzgünman’ın dayısı Necmettin Okyay, dini musiki dersi aldığı hocaları Üsküdardaki Rifai Dergahı şeyhi Taceddin Yalım ve Hüsnü Sarıer’di. Yalım, Mardin ailesinin hısımıydı. “Efendim! Hep aynı isimler mi? İyi. Demek iz üzerindeyiz.” (Efendi 2 Sh. 374-375)
Neresini düzeltelim ki:
1-Soner Yalçın Düzgünman’ın adını bile bilmiyor.
Bahse konu Düzgünman’ın adı Mustafa iken ve Mustafa Düzgünman Türk Ebru Sanatı’nın bir büyük ustası olarak geniş kesimlerce tam adıyla bilinen ve tanınan bir kişi iken Soner Yalçın’ın ondan Mehmet olarak bahsetmesi oldukça gariptir. (Efendi 2 Sh. 374-375)
2- Soner Yalçın Düzgünman’ın tarikatını/meşrebini de bilmiyor. Soner Yalçın, adını bile bilmediği Mustafa Düzgünman’ı Aziz Mahmud Hüdayi Dergahı’nın son postnişini/şeyhi diyerek takdim etmiştir. Halbuki Düzgünman başka bir tarikattan, daha doğrusu Hamzavi-Melami meşreptendir.
a- Mustafa Düzgünman, Aziz Mahmud Hüdayi Dergahı’nın son postnişini/şeyhi değildir. Aziz Mahmud Hüdayi Dergahı’nın son postnişini/şeyhi Abdülgafûr Âbid Efendidir. (doğ. 1872-vef. 06.09.1945) Abdülgafûr Âbid Efendi 1923 yılında vefat eden bir önceki Celveti Asitanesi şeyhi Mehmed Gülşen Efendi'nin kızkardeşinin oğlu ve halîfesidir. Dergâhın yirmiyedinci ve son şeyhidir. Hüdayi Dergahıyla ilgilenen sıradan insanların bile bildiği bu gerçeğin Soner Yalçın tarafından bilinmemesi mümkün değildir. (Salim Bostancıoğlu’nun kaleme alıp A.Yüksel Özemre’nin gözden geçirip yayına hazırladığı ve Üsküdar Belediyesi tarafından yayımlanan Üsküdar Dergahları, sh.29, İstanbul 2003)
b- Mustafa Düzgünman, Aziz Mahmud Hüdayi Dergahı’nın 1953-1979 yılları arası türbedarlığını yapan bir kişidir. Hüdayi Asitanesi’nde şeyh olmasını bir yana bırakın bu tarikata yani Celvetiliğe intisabı dahi yoktur. Kendisi Hamzavi-Melami meşrebiyle tanınmıştır. Mustafa Düzgünman, tasavvufi neşeyi kendisinden önce Aziz Mahmud Hüdai Türbesi’nin türbedarlığını yapan Hamzavi-Melami meşrebiyle bilinen Hafız Eşref Ede'den almıştır. (Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı, A.Yüksel Özemre, sh.49, 6.Baskı,İstanbul 2006) “Kendisinden mânen feyz aldığı Hamzavî-Melâmî meşrebli Hâfız Eşref Ede Efendi'nin (1876-1954) vefâtından sonra Mustafa Düzgünman dinde olsun, san'atta olsun, cemiyette olsun, siyâsette olsun çok idealist ve tâvizsiz hareket eden bir şahsiyet kazanmıştı.”
(http://www.ozemre.com/index.php/components/modules/
components/com_astatspro/index.php?option=com_content&task=
c- Eşref Ede Hamzavi-Melami meşrebiyle bilinen ve tanınan bir kişidir. Hafız Eşref Ede Gülnûş Valide Sultan Camii’nin (yani, halk arasında bilinen adıyla Üsküdar Yeni Camii’nin) müezzinidir. Aşağıda onunla ilgili Ahmet Yüksel Özemre’nin bir şiirini bulacaksınız.
EŞREF EDE EFENDİ HAZRETLERİ
Üsküdar'da Eşref Ede, hamzaviyyü-l melâmî,
Himmetiyle olmuş idi nice uşşâka hâmî.
Üveysî bir zât mı idi, ya da Kutbü-l Melâmet?
Gerçek şu ki pekçok kimse O'ndan buldu selâmet.
Hazmetmişti cezbesini, sırrını bilâ ifşâ;
Bulunmazdı Üsküdar'da O'ndan âlâ dilgüşâ1.
Teslîm idi tevâzuyla Levh-i Mahfûz hükmüne,
İdrâk ile boyun eğdi İslâm'ın her rüknüne.
Melâmet'in neş'esiyle için için coşardı.
Cemiyetin içersinde "erimiş"ce yaşardı.
Setrederdi esrârını vakār u sükût ile;
Edebi de etvârı da sığmaz tasvîre, dile.
Her ân Hakk'ın huzurunda olmak (düşün!) ne demek?
Nasıl gerçek kılınır bu? Nedir bu güç, bu emek?
Nazarları Hakk nûruyla olmuş idi mücellâ;
Kendisine düstûr oldu teberrâ ve tevellâ.
Ehl-i Beyt-i Resûlullāh âşığıydı bu velî;
Pek feyizli sırr-u hikmet etti ondan tecellî.
Türbedârdı Hüdâyî'de, Aktarlar'da müdâvim,
Kutb u velî dostu idi; her ânı Hakk'la kāim.
Türbedâr'dan ve Seyyid'den, hem Sâbit Efendi'den
İktisâb-ı feyz ederek, yârâna oldu ma'den.
Bir bahçıvan gibi ekti rahmânî tohumları,
Sohbet, nazar ve himmetle yetiştirdi onları.
Meyva verdi bu tohumlar, zamanla açtı çiçek;
Muhibbânın esrârında tecellî etti Gerçek.
Haberdârdı varlığından, yalnızca muhibbânı;
Ancak ehli farkederdi, onda vech-i tâbânı2.
Teslimiyyet âbidesi! Her kula olmaz vâkî:
Mutasarrıf iken etti tasarrufdan tevakkî!
Ufûl etti "ellidörtte". Makāmı: Hakk katında.
Ona göçtü denir mi ki? Hayy'dır, Hakk'ın Zât'ında.
http://www.ozemre.com
[1]Dilgüşâ: Gönül açan, kalbe ferahlık veren.
[2]Vech-i tâbân: Nûrlu, parlak yüz.
![]()
![]()
![]()
![]()
- 11 -
| <Anasayfa ::: | ::: Sonraki Sayfa >> |




